top of page

DURU iPEK DOĞAN

Güncelleme tarihi: 5 Haz

“Okuduğum kitaplardan etkilenerek hukuk fakültesinde okumak istedim.”

 

İzmir doğumluyum. Annem babam peyzaj mimarıydı. İlk, orta ve liseyi İzmir’de okudum. Çocukluğum normal bir çocukluktu. Sokakta çok oynayan bir çocuk değildim maalesef.  İlkokul okuduğum zamanlarda anadolu Lisesi sınavları ilkokuldan sonra girilen sınavlardı. Yani ben dört-beşinci sınıf hayatımı dershaneye giderek geçirdim. Sonra yedi yıl Konak Anadolu Lisesi’nde okudum.  En sağlam arkadaşlıkları da orda edindim. Hala birçoğuyla görüşüyorum.


Sonra üniversite sınavına hazırlandık beraber. Lisede seçeceğimiz, sayısal, sözel ve eşit ağırlıkla beraber aslında orta sonda meslek seçimini yapmış olmanız gerekiyordu. Ben o dönem muhtemelen okuduğum kitaplardan etkilenerek hukuk fakültesinde okumak istedim. Hatta spesifik olarak Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi’nde okumak istedim. Hukuk fakültesine gitmek için eşit ağırlık bölümü seçtim. Sonrasında ona yönelik hazırlandım. Okuduğum kitaplardan, çevremden etkilenerek bir meslek olarak değil, üniversite eğitimi olarak seçtiğimi söylesem yanlış olmaz. Sadece Hukuk fakültesinde okumak istiyordum. Sonrasında ne olacağım konusunu çok fazla düşünmemiştim. Üniversite sonrasında çok daha fazla seçenek bulacağımı düşünüyordum.

 

“Ailem apar topar ofis kiralayıp beni avukat olmaya ikna etmeye çalıştılar.”

 

Ankara’da okuduktan sonra o dönemin politik atmosferi, benim kendimi daha iyi tanıdığım yaşlara gelmiş olmam hakimlik, savcılık ya da devlette çalışma seçeneğini ortadan kaldırdı maalesef. Bana uygun olmadığını keşfettim. Tayinle ülkenin birçok yerinde yaşamak, büyük şehirlerden uzak yerlerde yaşamak beni kaygılandırdığından devlet memurluğu kapısını kendim için ben kapattım. Onun dışında da her fakülteden neler olabileceğinizi anlatan üniversite broşürleri vardı. Hukuk fakültesi o kadar geniş kapıları açıyor gibi görünüyordu. Ama o kapılar kendiliğinden açılmıyor. Senin o bağlantıları kurman, o yolda ekstra bir şeyler yapman gerekiyor. Ne istediğimi de tam olarak çözemediğim için, hukuk fakültesinde okurken o bağlantıları kurup o yolda ilerleme kaydetmediğim için geriye pek seçenek kalmamıştı.


Sonrasında birkaç dersten dolayı okulu bir sene uzatmıştım. Birkaç ders için evde oturarak geçirmek istemedim. Bir sene bir avukatın yanında çalışmak istedim.  Benim hukuk maceram aslında böyle başladı. İyi bir hukuk fakültesinden mezun olmanın faydasını orda gördüm. İyi bir avukatın yanında staj yapma şansım oldu. İki buçuk yıl kadar orda çalıştım. Avukatlık neymiş, nasıl bir hayatmış, onu görme şansım oldu. İki buçuk yılın sonunda da yanında çalıştığım avukat artık ofis açabileceğimi, artık olgunlaştığımı, istediğim zaman ondan destek alabileceğimi söyledi. Bu aslında “Daha fazla sana ihtiyacımız yok” demenin kibar yoluydu. Stajyer avukatlar tarafından çok fazla talep gören bir ofisti. Böylelikle ben de kendi avukatlık ofisimi açmak zorunda kaldım. Zorunda kaldığımı şu nedenle söylüyorum. Gerçekten o tarihte aklımda kendi ofisimi açmak yoktu. Daha ne istediğimi bilmiyordum. Hatta o dönemde ailemle aramızda şöyle bir konuşma geçmişti: “Ben avukat olmak istemiyorum. Bir sürü iş başvurusu yaptım, hiçbiri hukukla ilgili değil. Ben bunlardan birini denemek istiyorum”. Bunu söylediğimde ailem apar topar ofis kiralayıp beni avukat olmaya ikna etmeye çalıştılar. Konuşmalarımız sırasında ikna olmasam da “Tamam sizin istediğiniz olsun, deneyeceğim” noktasına geldim. Öylelikle aşağı yukarı 8 yıl süren avukatlık maceram başlamış oldu.


“Bana göre değilmiş, bunun için artık bir şeyler yapmam lazım, noktasına geldim.”

 

Hayatta kalmak için bir iş yapmamız lazımdı.  “Tamam avukatlık yapabilirim”, noktasında bir süre çaba gösterdim, birkaç yıl ona odaklandım. Ofisimde çalıştım, işler aldım, çocuk hakları, kadın hakları, hayvan hakları komisyonu gibi komisyonlara girdim. Bir hukukçu olarak ne yapabilirim diye arayışlara girdim. Daha sonrasında avukatlıkta çok fazla dramla karşılaştım. Benim kadar her şeye bütüncül bakan bir insansan, kendimi mesai saatleri dışında da işten uzaklaştıramadığımı farkettim. İnsanla uğraşmak, onun derdiyle mücadele etmek zordu. Hukuksal süreç sonunda başarıya ulaşsan bile artık hevesim kaçmıştı. Çok fazla empati yaptığım için mental olarak da beni yordu. İnsanların başına gelenler, çaresizlik, çocuk haklarında, çocukların nasıl suçlu hale geldiği, kadın haklarında kadınların başına gelenler… Bunların içine girmek, evet, “Mesleki açıdan insanlar için bir şeyler yapabiliyorum” şeklinde doyurdu. Ama bir yandan da çok yıprattı. Sonrasında “İstemiyorum, zaten istemiyordum, bana göre değilmiş, bunun için artık bir şeyler yapmam lazım” noktasına geldim. Ufak ufak çevremdeki insanlarla, arkadaşlarımla bunu konuşmaya başladım. Sanırım en son aileme söyledim. O sırada evlendim. Eski eşim bana hayallerimin peşinden koşmam, ne istiyorsam onu yapmam konusunda çok destek oldu. Ancak avukatlık bir anda bırakılabilecek bir iş değil ne yazık ki. Bu bir süreç. Elinizde davalar var, devam eden işler var. O işlerin bitmesi ya da başkasına devredilebilir hale gelmesini içeren bir süreç. Ben bunu herkese anlatıp bir yol haritası çizdikten sonra, iki sene kadar daha avukatlık yapmaya devam ettim. Yeni iş almadım, elimdeki işleri devredecek noktaya getirdim, devredecek avukatlar buldum.


Bu süreçte zaten kafamda olan şey, aşçı olmaktı. Aşçılık okullarını araştırdım. Nereye gitmem konusunda araştırma yaptım. Nasıl bir yer beni mutlu ederi çözmek için bir sürü restorana gittim. O süreçte yaşım da olduğu için ailem çok fazla karşı çıkmadı. Ancak bana destek olduklarını da söyleyemem. Beni anlamaya çalışan, benim mutlu olmamı başka şeylerin önüne koyan arkadaşlarımın desteğiyle adım attım.



 

“Eğitimini alayım ki “Sen kimsin” sorularının bir cevabı olsun.”

 

Bu yaşıma kadar iyi eğitim almanın önemli olduğunu düşünerek büyüdüm. Üniversite eğitimimde de asla hukuk fakültesi okuduğuma pişman değilim. Çok güzel bir eğitim aldım. Hayatın her alanında her zaman kullanabileceğim bir sürü bilgi aldım bu sayede. Aşçılık konusunda da hem yemek yapmayı, öncelikli olarak mutfakta olmayı çok seviyordum. Annem de yemek yapmayı çok sever. O bizi ders çalıştırırken bile mutfakta olurduk. Bir yandan bize ders çalıştırır bir yandan da yemek yapardı. Ama başka birinin yanında ya da otellerde çalışma fikri çok sıcak gelmedi. Yaş itibariyle çok alttan başlamam ve belli bir yere gelene kadar çok uzun sürenin geçmesi gerekiyordu. Sanırım o kadar sabrım yoktu. Karakterim de buna çok uygun değildi. Aşçılıkta da sonradan gelenleri pek kabul etmediklerine dair bir bilgi vardı ki, bunu aşçılık eğitiminden sonra yaptığımız mecburi stajda birebir yaşadım. Gerçekten seni kabul etmek, içlerine almakta biraz zorlanıyorlar. Dolayısıyla eğitimini alayım ki “Sen kimsin” sorularının bir cevabı olsun. Bununla ilgili eğitim almak, kendime olan güvenimi artırdı. Yoksa aldığım eğitimde öğrendiğim hiçbir metodu belki kullanmadım restoranımda. Daha çok bildiğim, kendime güvendiğim yemekleri yaptığım bir yer açtım.

 

“Hayat beni buraya sürükledi.”

 

Mutfakta olmak benim için çok önemliydi. Bu yüzden de bunun eğitimini alırsam kendimi daha mutlu hissedeceğimi düşündüm. Hepimiz hayaller kurabiliriz. Ancak hayat bazen istediğimiz şeylerin olması için bize o kadar da yardımcı olmuyor. Ben restoranı açtıktan dört ay kadar sonra, büyük bir pandemi yaşadık. Restoranı ayakta tutmak için gerçekten çok ciddi çaba sarfettim. Pandemi döneminde ilk başta restoranları kapattılar, paket servisine izin vermediler. O süreci de bir şekilde atlattık, ufak tefek borçlandık vs. Bir süre restoranı işletmeyi başardık ama bir türlü yeniden ayağa kaldırma konusunda başarılı olamadık. Bir de ortağım vardı. Çeşitli olumsuzluklardan dolayı ortaklıktan ayrılmak zorunda kaldım. O süreçte bir belirsizlik içindeydim. Yeniden adım atmak için çok erkendi. Piyasa da yeniden restoran açmaya çok uygun değildi. Köpek eğitimi ve otel hizmeti veren işletmenin sahibi de çok eski bir arkadaşım. Yani ben burada geçici olarak bulundum. “Boş oturma, sıkılıyorsun, gel bize yardım et, sonra bakalım, devam ederse eder, etmezse sonra yine restoran işine dönersin” diyerek girdiğim bir yoldu. Ama iki yılı geçti artık, burada çalışıyorum. Başladığım işleri iyi şekilde bırakmak, kafamda bu işle ilgili yapılması gereken şeyler henüz varken, bırakıp gitmek bana göre değil. Ancak burası da yeni bir işletme değildi ama yeni bir yere geçmişti. Büyüme aşamasındaydı. Sonra benim yaptığım işi yapacak birini yetiştirmeden gitmek istemedim. Aslında bu bir tercih değildi. Hayat beni buraya sürükledi.


Ben hala aşçılık konusunda bir şeyler yapmak ve restoran açmak istiyorum. Hatta yakın zamanda şu anki işverenimle bunun konuşmasını da yaptık. Sonunda buradan ayrılıyorum. Tekrar kendi hayallerimin peşinden koşma konusunda adım atıcam.

 

“İnsan böyle durumlarda yeniden arama cesaretini kendinde bulabilmeli.”

 

Çocukluktan beri mutfakta olmak, yemek yapmak beni çok mutlu eden bir şeydi. Bunu insanlarla paylaşmak da beni çok mutlu etti. İnsanlarla kurduğum ilişkiler ben çok mutlu etti. Avukatlık yaparken insanlarla kurduğum ilişkiyle, restoran işletip insanlara yemek yaparken kurduğum ilişki çok farklıydı. İki meslek grubu olarak çok farklı yerlerden bakıyorsunuz olaylara. İşlettiğim restoran zamanında tanışıp arkadaş olduğum bir sürü insanla hala görüşüyorum. Zaman zaman “Restoranı ne zaman tekrar açıyorsun, yemeklerini özledik” diye soruyorlar.  Bunlar insanı çok mutlu eden, motive eden şeyler.


Başarı hayal kurabilmekte, peşinden gidebilmekte. Ben bu işi sevmeyebilirdim de. Hukuk fakültesine gitmek de benim hayalimdi. Ama sonrasındaki meslek hayatı beni tatmin etmedi. Bence insan böyle durumlarda yeniden arama cesaretini kendinde bulabilmeli. 



 

“Her iş birbirine deneyim olarak birşeyler katıyor.”

 

Her meslek birbirine benziyor. Ben avukatlık yaparken insanlarla birlikte çalışmayı öğrendim. Bu çok önemli bir şey. Adliyelerde devlet memurlarıyla, hakimlerle, kalem çalışanlarıyla birlikte çalışmayı öğrendim. İnsanlardan bir şey isterken doğru şekilde istemeyi, doğru bir ilişki kurmayı öğrendim. Yine aynı şekilde insanların bana güvenip, işlerini bana vermeleri için insanlarla iş birliğini öğrendim. Aşçılıkta, restoranda bunları kullandım. İnsanları restoranıma gelip yemek yemeye ikna etmek, açılış aşamasında devlet dairelerindeki işleri çözmek vs. bunlar birbirine benzer şeyler. Avukatlık yapmaya başlamadan önce çok daha katı bir insandım. İnsanları dinlemek yerine kendi doğrularını dikte etmeye çalışan bir insandım. Bunu da avukatlık yaparken keşfettim. Hayat böyle bir şey değil. Birbirimizi dinlemeliyiz. Karşı tarafı dinlemek bile, yanlış düşünüyor bile olsa ona saygı duyduğun anlamına gelir. Avukatlık hayatım bana çok fazla şey öğretti. Restorancılık hayatım da bana çok şey öğretti. Orda öğrendiklerimi şuandaki işimde de kullandım. Burası da bir otel, benzer bir işletme. Yine insanları bize güvenip köpeğini bize emanet etmeye ikna ediyoruz. Dolayısıyla her iş birbirine deneyim olarak birşeyler katıyor.

 

“Hayat mutsuz olduğun bir işi yapacak kadar uzun değil.”

 

Başarılı olduğumu söyleyemeyeceğim bir hikayeyle çıktım karşınıza. Birtakım aksilikler yaşadığım için kapatmak zorunda kaldığım halde bu hayalin peşinden koştuğum için kendimi çok mutlu ve şanslı hissediyorum. Gerçekten hayat mutsuz olduğun bir işi yapacak ya da hayallerinin peşinden koşmaktan geri duracak kadar uzun değil. Hangi yaşta olursa olsun insan daha mutlu olacağı seçeneğin peşinden koşabilir.

 

14 görüntüleme0 yorum

Son Yazılar

Hepsini Gör

Comentários


bottom of page